Camilerin kapatılması ATİB Teşkilatının bütün imamlarını aileleriyle sınır dışı etme kararı Avusturya’daki pek çok Müslümanı rahatsız etmiştir. Yeni İslam Yasası, Müslümanların diğer dini topluluklara kıyasla eşit olmayan muamelelere maruz kaldığını göstermekte ve Avusturya’da Müslümanların dini konuda kendi kaderini tayin hakkına müdahale etmektedir.

Hükümetin mevcut tedbirleri, büyüyen sağcı popülistlerin baskısı altında başlatılmıştır. Avusturya Başbakan Yardımcısı ve sağcı popülist FPÖ Partisi lideri Heinz-Christian Strache’nin “Daha işin başındayız” şeklindeki açıklamaları Avusturya’daki Müslümanları tedirgin etmiştir. Şansölye Kurz, İslamofobi ile mücadele ve Avusturya’daki liberal demokratik anayasayı korumakla yükümlüdür. FPÖ ile olan koalisyonu, Avusturya’yı yanlış yöne sürüklemektedir.

FPÖ, Müslümanlara karşı önyargıları yıllardır körüklemekte, onları potansiyel şüpheli gibi göstermekte ve artan İslamofobiden çıkar sağlamaktadır. Sağcı popülistlerin güçlenmesi ve Müslümanların eşit olmayan muamelelere maruz bırakılması sadece Müslümanlar için değil, Avusturya ve Avrupa’daki tüm insanlar için bir tehlike arz etmektedir.100 bin üye ve 60 imamıyla birlikte, ATİB Avusturya’nın en büyük İslami sivil toplum kuruluşudur. Avrupalı Müslümanlar için ATİB’in tüm imamlarının sınır dışı edilmesi, Hıristiyanların Avusturya’daki bütün Katolik rahiplerinin sınır dışı edilmesine benzer bir ehemmiyete matuftur. İmam, haham veya rahip gibi din adamlarının sınır dışı edilmesi, anayasal olarak garanti altına alınmış din özgürlüğüne yönelik bir saldırıdır. Hükümet, yurtdışından gelen dini etkileri önlemek ve dini korumak için bu adımları attığını iddia etmektedir.

Avusturya Katolik Kilisesi, Vatikan tarafından yönetilen Katolik Kilisesi’nin bir parçasıdır. Böylece, Avusturya’nın en büyük kilisesi Vatikan’ın büyük etkisi altındadır ve diğer ülkelerin kiliseleriyle yakın bir şekilde çalışmaktadır. Bu durum bir sorun teşkil etmemektedir. Bu bağlamda hükümetin son uygulamaları bir çifte standardın var olduğuna işaret etmektedir. Avusturya hükümeti bu noktada Müslümanlara karşı ayrımcılık yapmaktadır.

Şansölye imamların sınır dışı edilmesinin bir başka nedenini “siyasal İslam’a karşı mücadele” olarak adlandırmaktadır. Şansölye bu söylemleri ile Avusturya’daki en büyük İslam cemaatine ve üyelerine iftira atmakadır. ATİB imamlarının maaşları Türkiye’den gelirken, caminin inşaat maliyeti ve tüm işletme masrafları cemaat üyeleri tarafından karşılanmaktadır.

ATİB üyeleri bu nedenle en büyük mali yüke sahiptir ve Avusturya devleti tarafından desteklenmemektedir. Camilerin kiliselere kıyasla maddi kaynakları neredeyse yok denecek kadar azdır.

Birçok Müslüman, camilerinde ibadetlerini yapabilmek ve anne babalarını dini usullere uygun defnedebilmek  için yıllardır para ödemişlerdir. Bu insanlar kendi hükümetleri tarafından marjinalize edilmiş ve dışlanmışlardır. İmamların sınır dışı edilmesi, kalabalık nüfuslu bölgelerdeki küçük cami topluluklarını büyük kitlesel ve finansal sorunlara sürükleyecektir. Sebastian Kurz, 60 imamı sınır dışı etmek istemekte ama yerine kimseyi ikame etmemektedir. ATİB’in imamları İslam teolojisi (İlahiyat) alanında bir üniversite diplomasına sahiptirler. Avusturya’da üniversite eğitimi almış İmam sayısı oldukça azdır. İyi eğitimli imamlarla uzun yıllardır kanıtlanmış işbirliği, Müslüman topluluğun iradesine karşı, bir ikame sunmadan ve Müslüman toplumun duyarlılıklarına cevap vermeden koparılmaktadır. Avusturya İslam Dini Toplumu Cemaati  (IGGiÖ), hükümetin uyguladığı bu tedbirlerle ilgili kendilerine önceden bilgilendirme yapmadığını ve prosedürü onlarla koordine etmeyi gerekli görmediğini belirtmektedir. IGGiÖ Müslüman azınlık ile ilgili tek taraflı bir politika uygulamak yerine, ortakbir masada birlikte çözüm üretilmesini talep etmektedir. Türk imamların sınır dışı edilmesinin Türkiye ve Avusturya arasındaki ilişkiler ile bağlantılı olduğunu düşünmekteyiz. Demokratik bir ülkede, azınlıkların korunması diğer ülkelerle ilişkilerden bağımsız olmalıdır.

Bu adımların İslam inancında kutsal olan Ramazan ayında atılması ancak hükümetin pervasızlığıyla açıklanabilir. Birçok kişi, Sebastian Kurz’un bu yaklaşımının ve uygulamalarının Müslümanların refah ve huzuruna odaklanmadığına, aksine sağcı popülist FPÖ’nin etkisi altında farklı hedefler peşinde koştuğuna inanmaktadır.

 

Kamuoyuna saygılarımızla arz ederiz.

 

UID Yönetim Kurulu